E-Mail Kurdî Türkce Deutsch Hompage Gästebuch

Veger

Geri

Zurück

 

NewsKurd

Söyleşi - Internet  27.09.2006

NewsKurd genel yayın yönetmeni Medeni Duran’ın, Hozan Aydın'la son Çalışmaları üzerine yaptığı söyleşiyi sunuyoruz.

—Sanatçı Aydın’ı biz tanıyoruz! Bir de Aydın’ı Aydın’dan tanıyabilir miyiz?

Bir gelinlik misali bembeyaz karlarla örtünmüş Serhad ın başı dik dağları; “Sipan, Kurtik, Agirî, Paltokan, Qiruc ve çiyagewrk” ın doruklarında baharın başlangıcı ile esen “taşo” rüzgarı, beraberinde “stran” deryasının derinliklerinden “Evdalê Zeynikê” nin haykırışını getirip, ”Husê Pulo, Reso, Husêno” vede Kürt Klasiğinde bu gün Ekol olan “Şakiro” ile buluşturup harmanlayarak nesilden nesile yaymaya baş koymuşken, 1962 de, Erzurum -Tekman a bağlı 10 hanelik küçücük bir köy olan “Xindeqa” da doğan Aydin, çok fazla büyümeden oda bu rüzgara kapılıyor. Yıl 2006 ın yarısını  çoktan aştı ve bu rüzgar halen Aydin ı beraberinde sürüklemeye devam ediyor.

—Yaptığınız müzik hakkında bizi ve okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

 

Müzik tümüyle yaşamın iliklerindedir. Sonsuza doğru, çeşitli engebelere rağmen durmadan akar gider! Bende bu akinti yönünde iliklerim Kürt olarak kulaç atmaya çalısıyorum; Halka mal olmuş stranları, kendime has sesimle yeniden yorumlayıp vede çağımızda var olan ki abartmadan çeşitli enstrumanlarla buluşturup sunmaya çalışıyorum, derlemelerle repertuarımı dahada güçlü hale gelmesini sağlamaya çalışıyorum, kendi duygularımı yazıp bestelemeye çalışıyorum,tabii bunun yanında engebelere takılmamayada itina gösteriyorum.

 

—Biz Ozan Aydını yıllardır tanıyoruz! Sahneden etkinliklerden insanlık mücadelesini verildiği platformlardan stranlarını büyük bir zevkle dinliyoruz. Bir de Aydını Aydın’dan tanıyalım… Bugün geldiğiniz noktada kendinize ilişkin nasıl bir değerlendirmede bulunabilirsiniz?

 

Ne bileyim fazla duygusal, toplumun değeryargılarına, kaynağına, evine çocuklarına fazla bağlı, biraz içine kapanık, lafazan olmayan fakat yeri geldiğinde yanlışın karşısında kaya gibi durmasınıda bilen, doğruların arkasında durmada taviz vermeyen, yalvarmayı asla sevmeyen, yaşamı boyunca yalakalığı red eden, çok zengin vede kocaman bir gönüle sahip, ağlamayıda gülmeyide stranlara gömebilen bir adam işte.

—Kürt Kültür ve Sanat Akademisi paralelinde yaptığınız çalışmalar var kısaca bu çalışmalardan söz eder misiniz?

Ben 1992 yılında Almanya ya geldim, Hunerkom olarak bu kurumumuzla tanıştım ve bu çatı altında çalışmaya başladım daha sonra Akademi adını aldı. 1993 yılına kadar bir çok arkadaşla birlikte kurduğumuz, müzik, folklörve tiyatro çalışmalarını kapsayan “Koma Xebat” adı ile, 1994 yılından 1997 yılına kadar “Koma Helim Dener” adı ile ve tabii Hozan Aydin olarak, Akademi ve bölgeler kültür çalışmaları bünyesinde, Almanya ve Avrupa nın bir çok yerlerinde, bir çok sanatsal faaliyetlerde bulundum ve çok sahneler paylaştım. 1997 nin sonlarında Berlin e taşındım, buradaki Kürt Kültür ve Sanat Akademisi Berlin şubesindeki yönetimde yer alarak çalişmalarımı sürdürdüm, bu şubemizde bir Kürt Halk Müziği Korosunu oluşturup çalıştırdım, korodaki arkadaşlarımızdan bazıları zaman zaman sahne ve Roj-TV programlarında yer aldılar ve yine arkadaşlarımızdan birisi Roj-TV de bir yarışmada birinci dereceye girerek bir albüm sahibi oldu. Ayrıca yılların birikiminden oluşan derlemelerim var ve bazi arkadaşlarim bir kaç derlemelerimi kendi albümlerinede koymuşlardır. 2000 li yıllarda  Akademi Berlin şubemiz kapanmak zorunda kaldı.

Halen Derleme, Repertuar, Dengbêjlik, Yorum, Beste, Albüm, Sahne gibi çalışmalarımla yaşamım sürmektedir.

—Sevgili Aydın Diyorsunuz ki “Aydın hiç bir zaman kariyer ve piyasa düşünmedi. Sadece stranları sevdi, stranlara, çalıştı ve stran söyledi.” Piyasayı düşünmeden albüm yapmak sanatçıyı sanat sahnesin de tutar mı, tutuyorsa bunu sırı ne?

 

Bir kere herşeyden önce benim esas derdim, soluğum yettikce sadece stran söylemektir ve başkada bir derdim yok zaten.

Piyasa: Her alanda  şüphesiz üretim ve tüketimin onsuz olamayacaği bir gereksinimdir. Piyasada en önemli olan esas ise  ticarettir. Sanatin piyasa boyutu da böyledir; iyi bir Promosyon, Pazarlama vede Popülist mantık paralel olarak bağlantılıdır. Diğer bir yandan ise ki en iğrenç yanı: ( Daha renkli bir hayat için değerleri çar çur etme, sıvazlama, katletme, rant, maske, inkar vs.; hatta bu sahnede kalabilmek için aslını inkar edenlerde var.) Tabiiki ben böyle bir piyasayı düşünmem.Bu sahnenin bir bölümüdür; Sahnenin diğer bölümünde ise; Stran yaşamdır, stransız olmaz gerçeği var: Değerleri sahipleme, gerçek yaşadıklarını, gözlerinle gördüklerini, kulaklarınla duyduklarını, yüreğinde his ettiklerini, samimi duygularinla ezgiler eşliğinde, sunmak var. 30 küsür yıl önce ben bir çocuk iken, dengbêlerin şahı ünvanını halkından alan rahmetli Şakiro dan ezberlediğim “Lo Axao” yu söylerken piyasayı zaten bilmiyordum ve şu anda aynı Klamı  hatta büyük bir çoğunluğunu unutmamla birlikte yine söylüyorum ve yanindada tümüyle benim hissetiklerim olan “Bavê Min” stranınıda söylüyorum, yine piyasayı düşünerek değil, toplumsal gerçeklik ile beraber yaşadıklarımı, hislerimi söylüyorum. Stranları çok samimi bulduğum için, sevdiğim için, istediğim için söylüyorum. Tabii Buda beni, istediğim sanat sahnesindede tutuyor ayrica diye düşünüyorum.

—      Kendinizi kitlelere nasıl taşıyorsunuz?

Albüm, bazen TV programları, arada bir çeşitli sahneler vede sizin gibi arkadaşların bazen bizi okurlarla buluşturabilme yolu ile......

—Yanlış anımsamıyorsam Kürtler için bir değerlendirme var. Bu değerlendirmende deniliyor ki ; “Kürtler Zulüm gördü türkü söyledi. Sevdalandı türkü söyledi. Sevindi türkü söyledi. Büyük kahramanlık destanlarını aktardı dengbejlerin dilinden kuşaktan kuşağa... Dünyadaki bütün sesleri kucaklayarak harmanladı müziğini” siz bir Kürt sanatçısı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz böylemi gerçekten...

Kürtlerde Stran, Klam çok farklıdır, bir misyondur bence; Kürtlerde, hayata ilişkin ne varsa bütünü ile çırıl çıplak ve korkusuzca stranlarda, klamlarda görmek mümkündür. Kürt düşmanlarının Kürtlere konuşmamak üzere yasakladığı dilini, Kürtler inadına en mükemmel vede edebi yönünün oldukça güçlü olduğu bir şekilde, stranlarında, klamlarında koruyarak günümüze taşımayı başarmışlardır. Tarihi, zulümü, kahramanlığı, ihaneti, kini, nefreti, coğrafyayı vede sevdayı, Kürtler stranlarında, klamlarında çok güzel işlemişlerdir ayrıca büyük bir sayginlik olduğunun altını çizerek, bu gün baktığımızda stranlarımızın, klamlarımızın bizi yarınlara taşıyacak güçte olduğunun önemli göstergelerindendir diyede düşünüyorum.

—Kuzey Kürdistan da 20.yüz yılın son çeyreğinde gelişen Kürt ulusal hareketiyle birlikte, başta müzik olmak üzere, birçok sanatsal alanda ciddi çalışmalar başlatıldı. Sonuçları bakımından da çarpıcıydı. Ulusal hareket beraberinde yeni ve güçlü isimler çıkardı. Şiwan Perwer bunlardan sadece biridir. Siz kendinizi bu süreci neresinde görüyorsunuz?

Halklaşarak devlet olabilmenin en temel altyapısı kurumlaşmadır. Ulusal hareket bunu çok iyi geliştirdi ve başardı bu yönü çok önem kazanıyor. Tabii bu kurumlarla sanatı ve sanatçıyıda işlev hale getirerek çok önemli vede çok ciddi bir süreç oluşturdu. Bende kendimi bu sürecin kıvılcımlarından his ediyorum. 

—Bir sanatçı olarak Yaptığınız müzik tarzını ulusal bir renk olarak mı kabul ediyorsunuz?

Tabiiki öyle; yüreğimden, ruhumdan kopup gelen duygularım, elektrik dalgaları gibi gırtlağımdaki avazım ile bütünleşerek, dünya güzeli ulusal dilimden nağmeler halinde tane tane, bir kilimin motifleri gibi nakış nakış dökülen sözler, ulusal renktir!  

—Deniliyor ki “Avrupa’da genel olarak sanat, özel olarak da müzik konusunda bir tıkanma, bir tekrar ve verimsizlik yaşanıyor” Sizce bunun nedenleri ne?  bu olumsuzluğu aşmanın yoları nelerdir? Şimdi kendinizi hangi aşamada görüyorsunuz? Daha açık sorayım; siz de mi ‘tıkanan’ sanatçılar kervanına katıldınız?

Sanat, ucsuz bucaksız bir deryadır sanatda tıkanma olmaz ancak bu deryaya akmak üzere yol göstererek işlev hale getirende sanatçılardır, işte burada hesapçı yaklaşım tıkanmalara sebeb olabiliyor maalesef. Dolayısıyla sadece Avrupada değil dünyanın bir çok yerinde gerçekten sanat adına ve özelliklede müzik de tıkanmanın yaşandığı doğru bir tespitdir. Tabii bunun bir çok nedenleri vardır: Mesela makineleşme, teknolojinin kötüye kullanımı çok büyük bir rol oynuyor. Az emek, kısa zaman ve çok para! Teknik geliştikçe insan emeği azaliyor ve duygusuda köreliyor. Örneğin bir müzik aranjörü duygularini artik nakişlayamıyor, fabrikalaştırıyor şöyleki: Birkaç pardisyon yazıp artık canı nere istiyorsa oraya kopyalıyor ve sanatçıyı, duygusunu tanısın tanımasın her işi alıyor ve o pardisyonlarını birden çok kişinin eserlerinde kullana biliyor.Diğer bir yandan müzik albümlerinde artık iyi ses kötü sesi ayırdetmek de bir hayli zorlaşmış durumda çünkü insanlar artık studio ya girip öyle gerçek sesi ve duygusu ile okuduğu falan yok denecek kadar az. Ses olsun olmasın nasıl olsa bilgisayar var sadece biraz mırıldamasını öğrendinmi gerisi yıkama, yağlama ve süsleme işi....böylelikle gerçek sanat, yerini yıkama, yağlama, kopyalama, yapıştırma ve yamalamaya bırakmış oluyor.Bir diğer yandanda içinde yaşadigimiz Avrupa da ritim duygusu iflas etmiş adeta; bir “DÜM” bir “TEK” ile yalanciktan gülüp güldürme ve her şeye rağmen tekno ile kulakları tıkayıp “Lotik” attırma, hoplatıp zıplatmaktan başka bir şey yok gibi. Ayrıca binlerce insanı salonlara getirip aptal yerine koyarak playbek konserlerde cabası....Fakat burada Kürt sanatı, Kürt müziği, konumu itibarı ile daha farklı; bir kere Kürt sanatının esas olarak bir kimlik sorunu var! Kimlisiz sanat olmaz! Büyük bir çoğunlukla Kürt sanaçıları kendi dillerinde, kültürleri ile sanat eğitimlerini almiş değiller dolayısıyla burada tıkanma değilde, özellikle Kürt müziğinin gelişimi açısından çok kısır ve aksak adımların atıldığını söyleyebiliriz. Biz daha kendimiz olmadan başkalaşmanın derdindeyiz.....Başkalarıda işte yukarıda belirttiğim gibi bir DÜM bir TEK ile ne olacaksa.....?

Her şeye rağmen, başkalarına benzeme hevesinden vazgeçerek, duygularımızı kendimize yönelik olarak işlevleştirerek, dilimizi öğrenip çok iyi kullanarak, ulusal temelde doğru ama dürüst bir organize ile, esas tadımızla, uygarlığın vede medeniyetin beşiği olan Meyopotamya sanatçıları olarak tüm dünyaya yayılabilecek kültürel gücümüzün olduğu inancındayım. Bana gelince; ben sanat adına bir tıkanmayı değilde, bir kurum çatısı altında çalışan bir sanatçı olarak, daha geniş kitlelere ulaşım açısından yanlış organizeden dolayı tekniksel tıkanıklığı yaşadığımı söyleyebilirim.

— Uzun süredir albüm üzerine çalışıyorsunuz. Bu süre içinde repertuarınız hep değişti. Son repertuarı neye göre seçtiniz, kriterleriniz neydi?

Benim yıllardır edindiğim bir sloganim var: Stran Jîyane, Bê Stran Nabe”. Stran yaşamdır, stransız olmaz diye. Hüzün, gülmek, zulüm, isyan, kahramanlık, sevda, dağ, çiçek, diken, ihanet; Bunlar tümüyle iliklerimize kadar yaşamımızın ta kendisi değilmidir? O zaman tabiiki Stranlar bazan ayrılık acısının kara bir hançer gibi saplandığı buruk bir yürekte hüzün olur. Bazan elinde mendil bir Newroz da halayın başını çekerken ağzını kulaklarına götürürcesine gülüş olur. Bazan zulümün tam kafasına inmek üzere demirci Kawa nın elinde balyoz olur. Bazan binlerce köyü ateşlere verilip yakılmış, karnındaki bebeği süngülenen hamile bir kadının avazından yükselen isyan olur, kin olur, nefret olur. Bazan düşmana karşı dağları diyar, çiçekleri yar eden özgürlük savaşçısı olur. Bazan Dilber den bir buse alabilmek için, ayağının altına 101 sopa, ellerinde kelepçe ve 101 yıl idam cezasını göğüsleyen sürgünlerde mahküm olur. Bazan seher yeli ile yanağını oksamak için sevgilinin saçından bir tel olur.....Senin, onun yerini ve zamanını tayin etmek gibi bir şansin yok; Stranlar, kriterlerini kendileri belirlerler.

— Sizinle bu söyleşiyi gerçekleştirmeden önce konuştuğumuzda yeni bir albüm çalışmanızın olduğunu söylemiştiniz açıkçası “NEWSKURD” ailesi olarak biz de okurlarımızda yeni çalışmanızı merak ediyoruz bu nedenle çıkacak olan yeni albümünüzden bahseder misiniz?

Aslında bu çok eski bir projemdir; Dünyada eşi ve benzeri az olan, sosyaliteyi, edebiyati ve tarihi misyonu bir bütün olarak içerisinde barındıran Kürt kültürünün Dengbêjlik geleneğini yeni ses ve yorumlarla ve cağımızda kullanmakta olduğumuz çeşitli enstrumanlarla buluşturup tekrar kaynağa ve yeni nesile hatta yeni çağa aktarma gibi bir sorumluluğumun olduğunu düşünüyorum. İşte bu çalışmayı kısa bir zamanda albümleştirip sunma çabası içerisindeyim.

—Sanatçının misyonu hakkında ne diyebilirsiniz?

Hepimizin bildiği gibi klasik olarak sanatçılar toplumun aynasıdır deniliyor, bir sanatçı bunu esas almalı, (Dilini iyi bilmeli ve iyi kullanmalı, sosyal yönü gelişkin olmalı, içinde yaşadığı toplumu cok iyi tanımalı ve iyi algılamalı, kültürel değerlerinin yegane koruyucusu olmalı, herşeyden önce çok dürüst olmalı) dır diyorum.

—      Önümüzdeki süreçte müzik çalışmalarınız hakkında dinleyicilerinize ve NEWSKURD okurlarımıza belirtmek istediğiniz hususlar var mı?

Yaşamımla birlikte, sesim ve soluğumun yettiğince, Kürt müziği dinleyicilerine, “Stran Jiyane” çatısı altında hep sesleneceğimin süzünü yineliyorum fakat emeğe saygı mayetinde Korsancılığa destek çıkmamalarını istiyorum. Bende, başkasının emeği üzerinde rant yapanları kınayarak, Hozan Aydın dinleyicileri için kendi sitemde stranlarımı yayınlama kararı aldım. www.stranjiyane.com u ziyaret eden her kes stranlarimi bedavadan indirebilir. Burada NEWSKURD okurlarınıda selamlayarak, bol okumalarını, kendi basın ve yayınlarına destek çıkmalarını tavsiye ediyorum vede bu söyleşi için bana ayırdığınız değerli vaktinizden dolayı teşekkür ederek hayatınızın her alanı stran tadında olmasını diliyorum.

Medeni Duran

 

Berjor

Yukari

Oben