|
Sanatçı Aydını
biz tanıyoruz! Bir de Aydını Aydından tanıyabilir miyiz?
Bir gelinlik
misali bembeyaz karlarla örtünmüş Serhad ın başı dik dağları; Sipan,
Kurtik, Agirî, Paltokan, Qiruc ve çiyagewrk ın doruklarında baharın
başlangıcı ile esen taşo rüzgarı, beraberinde stran deryasının
derinliklerinden Evdalê Zeynikê nin haykırışını getirip, Husê Pulo, Reso,
Husêno vede Kürt Klasiğinde bu gün Ekol olan Şakiro ile buluşturup
harmanlayarak nesilden nesile yaymaya baş koymuşken, 1962 de, Erzurum
-Tekman a bağlı 10 hanelik küçücük bir köy olan Xindeqa da doğan Aydin,
çok fazla büyümeden oda bu rüzgara kapılıyor. Yıl 2006 ın yarısını çoktan
aştı ve bu rüzgar halen Aydin ı beraberinde sürüklemeye devam ediyor.
Yaptığınız
müzik hakkında bizi ve okurlarımızı bilgilendirir misiniz?
Müzik tümüyle yaşamın iliklerindedir. Sonsuza doğru, çeşitli engebelere
rağmen durmadan akar gider! Bende bu akinti yönünde iliklerim Kürt olarak
kulaç atmaya çalısıyorum; Halka mal olmuş stranları, kendime has sesimle
yeniden yorumlayıp vede çağımızda var olan ki abartmadan çeşitli
enstrumanlarla buluşturup sunmaya çalışıyorum, derlemelerle repertuarımı
dahada güçlü hale gelmesini sağlamaya çalışıyorum, kendi duygularımı yazıp
bestelemeye çalışıyorum,tabii bunun yanında engebelere takılmamayada itina
gösteriyorum.
Biz Ozan Aydını yıllardır tanıyoruz! Sahneden etkinliklerden insanlık
mücadelesini verildiği platformlardan stranlarını büyük bir zevkle
dinliyoruz. Bir de Aydını Aydından tanıyalım
Bugün geldiğiniz noktada
kendinize ilişkin nasıl bir değerlendirmede bulunabilirsiniz?
Ne bileyim fazla duygusal, toplumun değeryargılarına, kaynağına, evine
çocuklarına fazla bağlı, biraz içine kapanık, lafazan olmayan fakat yeri
geldiğinde yanlışın karşısında kaya gibi durmasınıda bilen, doğruların
arkasında durmada taviz vermeyen, yalvarmayı asla sevmeyen, yaşamı boyunca
yalakalığı red eden, çok zengin vede kocaman bir gönüle sahip, ağlamayıda
gülmeyide stranlara gömebilen bir adam işte.
Kürt Kültür ve Sanat Akademisi paralelinde yaptığınız çalışmalar var kısaca
bu çalışmalardan söz eder misiniz?
Ben 1992 yılında Almanya ya geldim, Hunerkom olarak bu kurumumuzla tanıştım
ve bu çatı altında çalışmaya başladım daha sonra Akademi adını aldı. 1993
yılına kadar bir çok arkadaşla birlikte kurduğumuz, müzik, folklörve tiyatro
çalışmalarını kapsayan Koma Xebat adı ile, 1994 yılından
1997 yılına kadar Koma Helim Dener adı ile ve tabii Hozan
Aydin olarak, Akademi ve bölgeler kültür çalışmaları bünyesinde, Almanya ve
Avrupa nın bir çok yerlerinde, bir çok sanatsal faaliyetlerde bulundum ve
çok sahneler paylaştım. 1997 nin sonlarında Berlin e taşındım, buradaki Kürt
Kültür ve Sanat Akademisi Berlin şubesindeki yönetimde yer alarak
çalişmalarımı sürdürdüm, bu şubemizde bir Kürt Halk Müziği Korosunu
oluşturup çalıştırdım, korodaki arkadaşlarımızdan bazıları zaman zaman sahne
ve Roj-TV programlarında yer aldılar ve yine arkadaşlarımızdan birisi Roj-TV
de bir yarışmada birinci dereceye girerek bir albüm sahibi oldu. Ayrıca
yılların birikiminden oluşan derlemelerim var ve bazi arkadaşlarim bir kaç
derlemelerimi kendi albümlerinede koymuşlardır. 2000 li yıllarda Akademi
Berlin şubemiz kapanmak zorunda kaldı.
Halen Derleme, Repertuar, Dengbêjlik, Yorum, Beste, Albüm, Sahne gibi
çalışmalarımla yaşamım sürmektedir.
Sevgili Aydın Diyorsunuz ki Aydın hiç bir zaman kariyer ve piyasa
düşünmedi. Sadece stranları sevdi, stranlara, çalıştı ve stran söyledi.
Piyasayı düşünmeden albüm yapmak sanatçıyı sanat sahnesin de tutar mı,
tutuyorsa bunu sırı ne?
Bir kere herşeyden önce benim esas derdim, soluğum yettikce sadece stran
söylemektir ve başkada bir derdim yok zaten.
Piyasa: Her alanda şüphesiz üretim ve tüketimin onsuz olamayacaği bir
gereksinimdir. Piyasada en önemli olan esas ise ticarettir. Sanatin piyasa
boyutu da böyledir; iyi bir Promosyon, Pazarlama vede Popülist mantık
paralel olarak bağlantılıdır. Diğer bir yandan ise ki en iğrenç yanı: ( Daha
renkli bir hayat için değerleri çar çur etme, sıvazlama, katletme, rant,
maske, inkar vs.; hatta bu sahnede kalabilmek için aslını inkar edenlerde
var.) Tabiiki ben böyle bir piyasayı düşünmem.Bu sahnenin bir bölümüdür;
Sahnenin diğer bölümünde ise; Stran yaşamdır, stransız olmaz gerçeği var:
Değerleri sahipleme, gerçek yaşadıklarını, gözlerinle gördüklerini,
kulaklarınla duyduklarını, yüreğinde his ettiklerini, samimi duygularinla
ezgiler eşliğinde, sunmak var. 30 küsür yıl önce ben bir çocuk iken,
dengbêlerin şahı ünvanını halkından alan rahmetli Şakiro dan ezberlediğim
Lo Axao yu söylerken piyasayı zaten bilmiyordum ve şu anda aynı Klamı
hatta büyük bir çoğunluğunu unutmamla birlikte yine söylüyorum ve yanindada
tümüyle benim hissetiklerim olan Bavê Min stranınıda söylüyorum, yine
piyasayı düşünerek değil, toplumsal gerçeklik ile beraber yaşadıklarımı,
hislerimi söylüyorum. Stranları çok samimi bulduğum için, sevdiğim için,
istediğim için söylüyorum. Tabii Buda beni, istediğim sanat sahnesindede
tutuyor ayrica diye düşünüyorum.
Kendinizi kitlelere nasıl taşıyorsunuz?
Albüm, bazen TV programları, arada bir çeşitli sahneler vede sizin gibi
arkadaşların bazen bizi okurlarla buluşturabilme yolu ile......
Yanlış anımsamıyorsam Kürtler için bir değerlendirme var. Bu
değerlendirmende deniliyor ki ; Kürtler Zulüm gördü türkü söyledi.
Sevdalandı türkü söyledi. Sevindi türkü söyledi. Büyük kahramanlık
destanlarını aktardı dengbejlerin dilinden kuşaktan kuşağa... Dünyadaki
bütün sesleri kucaklayarak harmanladı müziğini siz bir Kürt sanatçısı
olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz böylemi gerçekten...
Kürtlerde Stran, Klam çok farklıdır, bir misyondur bence; Kürtlerde, hayata
ilişkin ne varsa bütünü ile çırıl çıplak ve korkusuzca stranlarda, klamlarda
görmek mümkündür. Kürt düşmanlarının Kürtlere konuşmamak üzere yasakladığı
dilini, Kürtler inadına en mükemmel vede edebi yönünün oldukça güçlü olduğu
bir şekilde, stranlarında, klamlarında koruyarak günümüze taşımayı
başarmışlardır. Tarihi, zulümü, kahramanlığı, ihaneti, kini, nefreti,
coğrafyayı vede sevdayı, Kürtler stranlarında, klamlarında çok güzel
işlemişlerdir ayrıca büyük bir sayginlik olduğunun altını çizerek, bu gün
baktığımızda stranlarımızın, klamlarımızın bizi yarınlara taşıyacak güçte
olduğunun önemli göstergelerindendir diyede düşünüyorum.
 |
Kuzey Kürdistan da 20.yüz yılın son çeyreğinde gelişen Kürt ulusal
hareketiyle birlikte, başta müzik olmak üzere, birçok sanatsal alanda ciddi
çalışmalar başlatıldı. Sonuçları bakımından da çarpıcıydı. Ulusal hareket
beraberinde yeni ve güçlü isimler çıkardı. Şiwan Perwer bunlardan sadece
biridir. Siz kendinizi bu süreci neresinde görüyorsunuz? |
Halklaşarak devlet olabilmenin en temel altyapısı kurumlaşmadır. Ulusal
hareket bunu çok iyi geliştirdi ve başardı bu yönü çok önem kazanıyor. Tabii
bu kurumlarla sanatı ve sanatçıyıda işlev hale getirerek çok önemli vede çok
ciddi bir süreç oluşturdu. Bende kendimi bu sürecin kıvılcımlarından his
ediyorum.
Bir sanatçı
olarak Yaptığınız müzik tarzını ulusal bir renk olarak mı kabul ediyorsunuz?
Tabiiki öyle;
yüreğimden, ruhumdan kopup gelen duygularım, elektrik dalgaları gibi
gırtlağımdaki avazım ile bütünleşerek, dünya güzeli ulusal dilimden nağmeler
halinde tane tane, bir kilimin motifleri gibi nakış nakış dökülen sözler,
ulusal renktir!
Deniliyor ki
Avrupada genel olarak sanat, özel olarak da müzik konusunda bir tıkanma,
bir tekrar ve verimsizlik yaşanıyor Sizce bunun nedenleri ne? bu
olumsuzluğu aşmanın yoları nelerdir? Şimdi kendinizi hangi aşamada
görüyorsunuz? Daha açık sorayım; siz de mi tıkanan sanatçılar kervanına
katıldınız?
Sanat, ucsuz
bucaksız bir deryadır sanatda tıkanma olmaz ancak bu deryaya akmak üzere yol
göstererek işlev hale getirende sanatçılardır, işte burada hesapçı yaklaşım
tıkanmalara sebeb olabiliyor maalesef. Dolayısıyla sadece Avrupada değil
dünyanın bir çok yerinde gerçekten sanat adına ve özelliklede müzik de
tıkanmanın yaşandığı doğru bir tespitdir. Tabii bunun bir çok nedenleri
vardır: Mesela makineleşme, teknolojinin kötüye kullanımı çok büyük bir rol
oynuyor. Az emek, kısa zaman ve çok para! Teknik geliştikçe insan emeği
azaliyor ve duygusuda köreliyor. Örneğin bir müzik aranjörü duygularini
artik nakişlayamıyor, fabrikalaştırıyor şöyleki: Birkaç pardisyon yazıp
artık canı nere istiyorsa oraya kopyalıyor ve sanatçıyı, duygusunu tanısın
tanımasın her işi alıyor ve o pardisyonlarını birden çok kişinin eserlerinde
kullana biliyor.Diğer bir yandan müzik albümlerinde artık iyi ses kötü sesi
ayırdetmek de bir hayli zorlaşmış durumda çünkü insanlar artık studio ya
girip öyle gerçek sesi ve duygusu ile okuduğu falan yok denecek kadar az.
Ses olsun olmasın nasıl olsa bilgisayar var sadece biraz mırıldamasını
öğrendinmi gerisi yıkama, yağlama ve süsleme işi....böylelikle gerçek sanat,
yerini yıkama, yağlama, kopyalama, yapıştırma ve yamalamaya bırakmış
oluyor.Bir diğer yandanda içinde yaşadigimiz Avrupa da ritim duygusu iflas
etmiş adeta; bir DÜM bir TEK ile yalanciktan gülüp güldürme ve her şeye
rağmen tekno ile kulakları tıkayıp Lotik attırma, hoplatıp zıplatmaktan
başka bir şey yok gibi. Ayrıca binlerce insanı salonlara getirip aptal
yerine koyarak playbek konserlerde cabası....Fakat burada Kürt sanatı, Kürt
müziği, konumu itibarı ile daha farklı; bir kere Kürt sanatının esas olarak
bir kimlik sorunu var! Kimlisiz sanat olmaz! Büyük bir çoğunlukla Kürt
sanaçıları kendi dillerinde, kültürleri ile sanat eğitimlerini almiş
değiller dolayısıyla burada tıkanma değilde, özellikle Kürt müziğinin
gelişimi açısından çok kısır ve aksak adımların atıldığını söyleyebiliriz.
Biz daha kendimiz olmadan başkalaşmanın derdindeyiz.....Başkalarıda işte
yukarıda belirttiğim gibi bir DÜM bir TEK ile ne olacaksa.....?
Her şeye
rağmen, başkalarına benzeme hevesinden vazgeçerek, duygularımızı kendimize
yönelik olarak işlevleştirerek, dilimizi öğrenip çok iyi kullanarak, ulusal
temelde doğru ama dürüst bir organize ile, esas tadımızla, uygarlığın vede
medeniyetin beşiği olan Meyopotamya sanatçıları olarak tüm dünyaya
yayılabilecek kültürel gücümüzün olduğu inancındayım. Bana gelince; ben
sanat adına bir tıkanmayı değilde, bir kurum çatısı altında çalışan bir
sanatçı olarak, daha geniş kitlelere ulaşım açısından yanlış organizeden
dolayı tekniksel tıkanıklığı yaşadığımı söyleyebilirim.
Uzun süredir albüm üzerine çalışıyorsunuz. Bu süre içinde repertuarınız
hep değişti. Son repertuarı neye göre seçtiniz, kriterleriniz neydi?
Benim yıllardır edindiğim bir sloganim var: Stran Jîyane, Bê Stran
Nabe. Stran yaşamdır, stransız olmaz diye. Hüzün, gülmek, zulüm,
isyan, kahramanlık, sevda, dağ, çiçek, diken, ihanet; Bunlar tümüyle
iliklerimize kadar yaşamımızın ta kendisi değilmidir? O zaman tabiiki
Stranlar bazan ayrılık acısının kara bir hançer gibi saplandığı buruk bir
yürekte hüzün olur. Bazan elinde mendil bir Newroz da halayın başını
çekerken ağzını kulaklarına götürürcesine gülüş olur. Bazan zulümün tam
kafasına inmek üzere demirci Kawa nın elinde balyoz olur. Bazan binlerce
köyü ateşlere verilip yakılmış, karnındaki bebeği süngülenen hamile bir
kadının avazından yükselen isyan olur, kin olur, nefret olur. Bazan düşmana
karşı dağları diyar, çiçekleri yar eden özgürlük savaşçısı olur. Bazan
Dilber den bir buse alabilmek için, ayağının altına 101 sopa, ellerinde
kelepçe ve 101 yıl idam cezasını göğüsleyen sürgünlerde mahküm olur. Bazan
seher yeli ile yanağını oksamak için sevgilinin saçından bir tel
olur.....Senin, onun yerini ve zamanını tayin etmek gibi bir şansin yok;
Stranlar, kriterlerini kendileri belirlerler.
Sizinle bu
söyleşiyi gerçekleştirmeden önce konuştuğumuzda yeni bir albüm çalışmanızın
olduğunu söylemiştiniz açıkçası NEWSKURD ailesi olarak biz de
okurlarımızda yeni çalışmanızı merak ediyoruz bu nedenle çıkacak olan yeni
albümünüzden bahseder misiniz?
Aslında bu
çok eski bir projemdir; Dünyada eşi ve benzeri az olan, sosyaliteyi,
edebiyati ve tarihi misyonu bir bütün olarak içerisinde barındıran Kürt
kültürünün Dengbêjlik geleneğini yeni ses ve yorumlarla ve cağımızda
kullanmakta olduğumuz çeşitli enstrumanlarla buluşturup tekrar kaynağa ve
yeni nesile hatta yeni çağa aktarma gibi bir sorumluluğumun olduğunu
düşünüyorum. İşte bu çalışmayı kısa bir zamanda albümleştirip sunma çabası
içerisindeyim.
Sanatçının
misyonu hakkında ne diyebilirsiniz?
Hepimizin
bildiği gibi klasik olarak sanatçılar toplumun aynasıdır deniliyor, bir
sanatçı bunu esas almalı, (Dilini iyi bilmeli ve iyi kullanmalı, sosyal yönü
gelişkin olmalı, içinde yaşadığı toplumu cok iyi tanımalı ve iyi algılamalı,
kültürel değerlerinin yegane koruyucusu olmalı, herşeyden önce çok dürüst
olmalı) dır diyorum.
Önümüzdeki
süreçte müzik çalışmalarınız hakkında dinleyicilerinize ve NEWSKURD
okurlarımıza belirtmek istediğiniz hususlar var mı?
Yaşamımla birlikte, sesim ve soluğumun yettiğince,
Kürt müziği dinleyicilerine, Stran Jiyane çatısı altında hep
sesleneceğimin süzünü yineliyorum fakat emeğe saygı mayetinde Korsancılığa
destek çıkmamalarını istiyorum. Bende, başkasının emeği üzerinde rant
yapanları kınayarak, Hozan Aydın dinleyicileri için kendi sitemde
stranlarımı yayınlama kararı aldım.
www.stranjiyane.com u ziyaret eden her kes
stranlarimi bedavadan indirebilir. Burada
NEWSKURD
okurlarınıda selamlayarak, bol okumalarını, kendi basın ve yayınlarına
destek çıkmalarını tavsiye ediyorum vede bu söyleşi için bana ayırdığınız
değerli vaktinizden dolayı teşekkür ederek hayatınızın her alanı stran
tadında olmasını diliyorum.
Medeni Duran
|